Uykudan Gözünü Açamamak | Rüya Yorumları

Bu Rüyanın Anahtar Kelimeleri: Uykudan Gözünü Açamamak


Bit

Yeni ve temiz elbisede görülen bit mal ve dünyalığa, Eski ve kirli elbisede görülen bit borç ve zillete, Yerde görülen bitler zayıf ve aciz insanlara, onların insanı ısırması bu çeşit insanların kötülemesine, Büyük bir bitin vücuttan çıkıp gitmesi vefataa, Çok bit kedere, koğucu insanlara; elbisede olursa dünyalığa ya da müzmin hastalığa, Biti canlı olarak yere atmak sünnete aykırı bir iş işlemeye, öldürmek kedirn gitmesine, Bitleri üzerinden tek tek toplamak abartılı yalana, Biti yemek birinin gıybetini yapmaya yahut düşmanı kahretmeye, İnsanı fevkalade rahatsız eden bitler tasa, hapis yahut üzüntüye, Bit yumurtası yahut yavrusu fesatçı topluluğa, namus ve şeref simsarı aşağılık insanlara, Tahıl biti görmek, birinin zengin bir kimseyle arasını açmak isteyen hasetçiye, hastalığa, çok çocuk ve az dünyalığa, aile fertlerinden olan düşmına, hastanın bu biti görmesi vefatına, Buğday biti bazen azabı gerektiren amele yahut dünyada görülecek bir cezaya delalet eder.

Rüyada bit öldürmek, bir yakınınıza karşı acımasızca davranacağınıza işarettir.

Bit sirkesi ise fesatlık ve kötülük anlamına gelir. Bitlenmek bol paraya kavuşacağınıza ve dostlarınızın birden artacağına işarettir.

Bitler tarafından sarılmak sermayenizin sürekli artacağına ve her geçen gün daha iyi duruma geleceğine yorumlanır. Üzerinden bit dökülmesi paranızın bol olduğu için bir çok arkadaşınız olacağına işarettir.

Rüyada bit öldürmek, bir yakınınıza karşı acımasızca davranacağınıza işarettir.

Bit sirkesi ise fesatlık ve kötülük anlamına gelir. Bitlenmek bol paraya kavuşacağınıza ve dostlarınızın birden artacağına işarettir.

Bitler tarafından sarılmak sermayenizin sürekli artacağına ve her geçen gün daha iyi duruma geleceğine yorumlanır. Üzerinden bit dökülmesi paranızın bol olduğu için bir çok arkadaşınız olacağına işarettir.

Rüyada bit görmek doğrudan doğruya para olarak yorumlanır. Sayısız bit, büyük servettir.

Rüyada bit görmek mal ve ev halki ile tabir olunur. Üzerinde bitlerin gezindiğini görenin eline çok mal geçer veya ev halki çogalir. Üzerine bit düstügünü görmek, birçok kimselerin ondan fayda göreceğine delalet eder. Üzerinden bitlerin yere döküldügünü görenin kazanci artar.

Birçok bitlerin dolastiğini gör-mek, hayırlı değildir.

Bir baska rivayete görede: Rüyada bit görmek, mala işaret eder.

Rüyada yeni dbisesinde bit görmek, rüya sahibi için artmasi ümit edilen mala işaret eder.

Eğer bit, eski elbisede olursa, rüya sahibinin fazla borçlanacagindan korkulur. Yerde görülen bitler zayif bir topluluk ile yorumlanır.

Rüyada bir biti öldürdügünü gören kimse, sünnete aykin bir sey ister.

Rüyada elbisesinde veya vücudunda çok bit bulundugunu görmek hayra, nimete, berekete üzüntü ve kederlerden kurtulmaya işaret eder.

Bir kimse rüyasında az bit görse ve onlari öldürse o kimsenin bütün üzüntülerden kurtulmasina işaret eder.

Rüyada çok bit görmek, uzun bir hastaliga, zarar, fakirlik ve ihtiyaca işaret eder. Çok bit öldürmek, üzüntü, keder ve sıkıntılı bulunan kimsenin düstügü üzüntü, keder ve sıkıntılardan kurtulmasina işaret eder.

Bit yemek, düsmani _| kahretmeye işaret eder. Uykudan uyanirken bitin üzerinde gezdiğini zanneden kimse, üzüntü ve kederden kurtulamaz.

Rüyada kendi elbisesinden bit topladiğini gören kimseye, abartili bir yalan söylenir.

Bir kimseyi rüyada bit isirsa, zayif bir topluluk ona söz atar ve ona iftira ederler.

Rüyada kendisini bitin kasindirdiğini gören kimse borçlu olduğundan aranir.

Rüyada bugday biti görmek, azab çekmege işaret eder.

Rüyada bit görmek; bir hastalıktan sonra sağlığa kavuşmaya, bit öldürmek; yakınlarından birini üzmeye, bitlendiğini görmek; dostlar edinmeye ve zengin olmaya, bitleri üzerinizden atmak; malınızı har vurup harman savuracağınıza işarettir. ... Rüya Tabirleri Sözlüğü

Daha fazla oku...

Rüya Tabirleri Sözlüğü

Gülmek

Uykudan sabahleyin gülerek uyanmak bol para ve saadetin gelecceğini müjdeler.

Bir şakaya gülmek sevince, mala ve zenginliğe kavuşacaktır. Kahkahalarla güldüğünüzü gördüyseniz, birçok yeni arkadaş sahibi olacaksınız ve uğraştığınız her işin başarıyla sonuçlandıracaksınız demektir.

Alaycı gülmek, sağlığın bozulmasına işaret eder.

Rüyada kahkahalarla güldüğünüzü gördüyseniz, birçok yeni arkadaşınız olacak ve elinizi attığınız her işte başarılı olacaksınızGülmek, tam tersi gözyaşı demektir.

Rüyada güldügünü görmek, gam ve kedere yo-rumlanir.

Eğer kahkaha ile olur ise keder daha büyük olur. Kirmaniye göre; rüyada tebessüm ederek güldügünü görmek murat müjdesidir.

Caferi Sadika göre; uykuda, rüya aleminde tebes-sümle güldügünü görmek, bir erkek evlat ile, eğer bekar ise iyi bir kizla evleneceğine ve her durum da bu rüyasinin hayırlı olduğuna müjdedir.

Bir baska rivayete görede: Rüyada kahkahasiz gülmek ferahlik ve sevince işaret eder. Kahkaha ile gülmek ise, aglamaya işaret eder.

Rüyada yapilan bir sakadan dolayi gülünürse, saka yapan kimsenin uyanikken insaniyetsizliğine işaret eder.

Bir seyi taklid etmekten dolayi gülmenin tabiri de böyledir.

Rüyada gülmek üzüntüdür.

Bazi tabirciler, rüyada güldügünü gören kimse, erkek bir çocukla müjdelenir, dediler. Tebessüm ettiğini görse, iyilik ve sevince işaret eder.

Bazen de bu rüya gördügü gibi çikar.

Bir kimse rüyada bir yerde güldügünü görse, orada ucuzluk ve bolluk olur.

Rüyada ölmüs bir kimseyi gülüyor görse, o kimsenin ahirette durumunun iyi olduğuna işaret eder.

Rüyada gülmek, hafiflik ve ahmakliktir, özellikle bu rüyayi görenler, selahiyetli kimse iseler, bunlarin görevlerinden alinmalarina işaret eder. Kahkahalarla güldüğünüzü gördüyseniz, birçok yeni arkadaşlar edinecek ve elinizi attığınız her işte başarı kazanacaksınız.

Alaycı bir şekilde gülmek, hastalığın işaretidir. Kahkahalarla güldüğünüzü gördüyseniz, birçok yeni arkadaşlar edinecek ve elinizi attığınız her işte başarı kazanacaksınız.

Alaycı bir şekilde gülmek, hastalığın işaretidir. ... Rüya Tabirleri Sözlüğü

Daha fazla oku...

Rüya Tabirleri Sözlüğü

Güneş

Rüyada güneş görmek, devlet reisi, ana baba, altın veya güzel bir kadın ile tâbir olunur.

Rüyada kendisinin güneş olduğunu görmek, güneş ışığı nisbetinde büyük bir mülke delâlet eder.

Rüyada güneşe yapışıp ona ulaştığını görmek, devlet büyüklerinden gelecek hayır, menfaat ve kuvvete delâlet eder.

Bir kimsenin rüyada güneşi bulutlar altında görmesi, devlet adamlarından birinin öleceğine işarettir.

Rüyada güneşle konuştuğunu görmek, hükümdar tarafından izzet ve şerefe nailiyete delâlet eder.

Rüyada zincirle asılmış güneşe eriştiğini görmek, eğer rüya sahibi ehilse, bir vilayete vali olur ve orada adaletle hükmeder.

Bir kimsenin rüyada güneşin ziyasının doğudan batıya kadar bütün yeryüzünü aydınlattığını görmesi, eğer ehilse, yeryüzüne mâlik olmaya ve dünyanın her yerinde anılacağı bir ilme nailiyete delâlet eder.

Bekâr bir adamın, rüyada güneşin evinde doğduğunu görmesi, evlenmeye alâmettir ve onun nasibine pâk bir kadın düşer.

Aynı rüyayı kadın gördüğü takdirde o da evlenip saadete erer. Yine rüyada güneşin evinin içine doğup evin her tarafını aydınlattığını görmek, izzet, şeref, şöhret ve rütbeye delâlet eder.

Rüyada güneşi yuttuğunu görmek, üzüntü ve kedere alâmettir.

Rüyada güneşin kendisine secde ettiğini görmek, büyük bir devlete mâlik olmaya işarettir.

Nablusî (rh. a. ) demiştir ki: “- Rüyada güneşin ziyasına ulaştığını gören kimse, hazine ve büyük bir servete nail olur. Ve o kişiye Allahu Teâlâ hayır ihsan eder. Güneşin doğup, yine doğudan battığını görmek, bütün insanlar hakkında hayra ve güzel işlere delâlet eder. Çünkü güneşin bu şekilde doğması halkı her zaman uykudan uyandırır ve çalışmağa sevkeder. ”

Rüyada güneşi avucuna veya kucağına alarak ona mâlik olduğunu görmek, büyük bir ikbâle ve sultan tarafından erişecek izzet ve şerefe delâlet eder. Ve rüya sahibi mülkünde aziz olur.

Rüyada güneşin, karanlık ve kan renginde olduğunu veya güneşin şeklinin bozulduğunu görmek, bütün insanlar için kötü olarak tâbir olunur. Yine rüyada güneşin yatağına inip kendisini korkuttuğunu görmek, şiddetli hastalığa ve bedenin iltihaplanacağına alâmettir.

Rüyada güneşin tenasül uzvundan çıktığını görmek, rüya sahibinin ileride büyük bir mevkiye gelecek çocuğunun olacağına delâlet eder.

Rüyada güneşin ve ayın ışık ve nurlarıyla çevresinde toplandığını görmek, güzel bir kadınla evlenmeye delâlet eder.

Rüyada, güneşin gökte değil de yerin üstünde doğduğunu görmek, o mahal için kıtlık ve yangına delâlet eder.

Denilmiştir ki: Rüyada, güneşin bulutla kaybolduğunu görmek, maiyetinde meydana gelen bir zulümden dolayı devlet başkanının azline delâlet eder.

Rüyada güneş, ay ve yıldızın siyah ve bulanık olarak görülmesi, dünyanın durumunun değişmesine işarettir.

Rüyada bedeninden güneş ışığı çıktığını görmek, saltanat ve devlete delâlet eder.

Bir kimsenin güneşi yüksek bulunduğu yerinde görmesi, kadr ve şanının yüce olmasına delâlet eder.

Bunun tersine, güneşi yüksekte aşağı meylettiği yerinde görmek, fakirlik, zarar, üzüntü, keder ve sıkıntıya delâlet eder.

Rüyada güneşin batıdan doğduğunu görmek, korku ve bağırmaya, devletin, tebaasına zulmetmesine ve adaletten uzaklaşmasına delâlet eder.

Bazı kere de bu rüya, gurbette bulunan adamın oradan, üzüntü ve keder içinde dönmesine, bâzı kere de din değiştirmesine delâlet eder.

Rüyada ay, güneş ve yıldızları görmek, Yusuf (a. s. ) ’ın meşhur kıssasına binaen dert ve belâya giriftar olmaya, zindana düşmeye, ailesi ve akrabası tarafından kendisine haset edilmesine sonra mülk ve saltanata erişmesine ve muradına nailiyete delâlet eder. ... Rüyalar ve Yorumları

Daha fazla oku...

Rüyalar ve Yorumları

Uyanmak

Rüyada kişinin kendisini uyanmış görmesi, cehd, taat ve ibadete işarettir ve bu rüya ikbal ile tâbir olunur.

Ebu Saidü’l-Vaaz demiştir ki: Rüyada uykuda olup uyandığını görmek, gafil olduğu bir işe vakıf olarak çalışmağa; bir uyuyanı uyardığını görmek de onu Hak yola irşada, bir başkasının kendisini uyandırdığını görmek, onun kendisini Hak yola hidayetine delâlet eder.

Rüyada uyanmak, beş vech ile tâbir olunur: a) İşlerde akıllıca hareket, b) Din ve dünyaya ait umurunda devam, c) Haram olan şeylerden uzak durmak, d) Maaş ve rızkın çokluğu, e) Uzun ömür.

Rüyada uzun zaman uyanık olduğunu görmek, çok uzun ömre delâlet eder.

Rüyada derin uykudan uyanarak derhal kalktığını görmek, din ve dünya işlerinde gayrete ve cehde işarettir. ... Büyük Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Daha fazla oku...

Büyük Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Uyanmak

Rüyada uykudan uyanmak yeni bir iş, hayatta bir değişikliktir.

Rüyada uyanmak ve uyaniklik, hareket, çaba, ibadet ve ikbal ile tabir olunur.

Ebu Said El-Vaiz'e göre: uykuda olup uyandiğini görmek, bilmedigi bir ise girerek çalismaya, uyuyan bir kimseyi uyandirdiğini görmek, onu hak yoluna getirmek için çalismaya; birinin kendini uyandirdiğini görmek, onun kendisini Hakk yoluna getirmege çalistiğına delalet eder.

Abdulgani Nablusi uyanmak rüyasini bes sekilde yorumluyor: Islerinde akillica hareket etmek, din ve dünya isine devam, seriatin yasakladigi seyden çekinme, rizkin çoklugu için çalismak, ömrün uzunlugu.

Derin bir uykudan hemen kalktiğini gören, din ve dünya islerinde gayret sarf eder ve bunu basarir. Herkes uyudugu halde kendisinin uyanik gören, halkin gafletinden faydalanir. Uykusu geldigi halde uyumamak için kendisini zorladiğini gören, yorulmus olmakla beraber, islerinde ve geçimini tedarikte devam eder. Uzun zaman uyanik gören, çok yasar.

Rüyada uyanik görmek, uyanik iken dogru yolda olduğuna işarettir. Uyaniklik bazi yorumculara göre ömrün uzunluguna da yorumlanır.

Rüyada uyuyan bir kimseyi dürterek uyandirdiğini görmek, o kimseyi dogru yola çagirdiğına delildir.

Bir baska rivayete görede: Rüyada kendisini uyanmis görmek, onun ciddî ve samimi olarak hareket ve tövbesine, ticaret ve kazancina yolculuktan gelmesine işarettir. ... Rüyalar Kitabı

Daha fazla oku...

Rüyalar Kitabı

Rüyanın Mahiyeti Ve Çeşitleri

Rüya, uyku halindeki görüş veya görülen şey demektir. Rüya, ne suretle vuku buluyor, kaç kısma ayrılır? Bu bir nevi idrak midir? Yoksa hayalât ve evhamdan ibaret midir? Bu hususa dair hadis-i şerif kitaplarında, ilm-i kelâmda, psikolojide birçok tezler vardır. Bunların hulâsası şöyledir:

Rüyalar, İbn-i Mâce’nin Avf ibni Mâlik’ten rivayet ettiği bir hadis-i şerife nazaran üç kısımdır:

insanları mahzun etmek için şeytan tarafından ika edilen bazı hâilevî, korkunç rüyalardır. Yüksek bir yerden düşmek, köpek tarafından ısırılma, (yılan gibi muzır canavarların hücumu) gibi. . . Bunlar esas ve asılsız şeylerdir. İnsan böyle bir rüya görünce (derhal) Cenâb-ı Hakk’a sığınmak ve bunu başkalarına hikâye etmemelidir.

İnsanın uyanıkken ehemmiyetle meşgul olduğu şeylere ait gördüğü rüyalardır. Bunlar da birer kuruntu veya inhiraf-ı mizaç neticesi olduğundan esassız şeylerdir. . .

Nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüz’ü addolunan rüyalardır. Bunlar taraf-ı ilâhîden birer beşaret veya inzar (kurkutma) mahiyetinde olup, bunları bir kısım melekler ümmülkitaptan telâkki ederek uyuyanların ruhlarına ilham ederler. . . (Câmiussağir şerhleri)

Birinci ve ikinci kısım rüyalar, birer rüyayı bâtıladır. Bunlara din lisanında “hulüm” denir. Cem’i: Anlamdır. Bunlar karma karışık şeyler olduğundan “Adğâsi ahlâm” da denir. Adğâs, yaşı kurusuna karışmış ot demetleri demektir.

Üçüncü kısım rüyalara ise birer “rüyayı sâdıka” denilir. Bu sâdık rüyalar, doğru sözlü, temiz ve pak yürekli, nezih itikatlı zatlara alelekser nasip olur. Ve bu halde bunlara “rüyayı sâliha” adı da verilir. . .

Resûl-i Ekrem (s. a. v. ) Efendimiz’e 23 sene vahy-i ilâhi nazil olmuş ve bu vahiy ilk altı ay zarfında lihikmetin rüya-yı sâliha suretiyle tecelli etmiştir. İşte bu itibar iledir ki, bu kabil rüyalar birer hakikate tercüman olarak ilm-i nübüvvetin 46 cüzünden bir cüz sayılmıştır. Nitekim bir hadis-i şerifte:

“Errü’yâüs sâlihati cüz’ün min sittetin ve erbaıyne cüz’ün mine ‘n-nübüvveti” buyurulmuştur.

Rüyalar, hukemâya göre de şu iki kısma ayrılmıştır:

Afakî, bir hadiseye delâlet etmeyen, kuvve-i hayâliyenin bir neticesi olan esassız rüyalardır. Bunlar ya insanın uyanıkken vuku bulan kuruntularından neş’et eder, veya insanın mizacındaki tahavvülâttan ileri gelir. Nitekim insan çok düşündüğü, çok özlediği bir dostunu daima rüyasında, bir hasta da kendisini (suya karşı hararetinden dolayı) çeşmeler, ırmaklar, pınarlar kenarında bulur. Bütün bu rüyalar hayâlât ve evhamdan ibarettir. .

Evvelce vuku bulmuş veya âtiyen vuku bulacak âfâkî bir hadiseye delâlet eden rüyalardır ki, o hadiseye bilahare, uyanıklık hâlinde ıttıla’husule gelir.

Acaba insan, kendisince henüz meçhul olan bir hadiseden böyle rüya vasıtasıyla nasıl haberdar olabiliyor?. .

Bu mesele, hakikat-i insaniye ile alâkadardır. İnsanın hakikati yalnız şu beş hassadan ibaret değildir. Belki insan asıl “nefs-i natıka” denilen ulvî bir ruhtan ibarettir. Bu ruhun, bütün server-i hâdisatın mürtesim bulunduğu âlem-i melekûta manevî bir ittisali vardır. Ruh, uyku halinde beden ile iştigalden âzâde kalınca bu melekût âlemine teveccüh eder, bir âyineye karşısındaki eşya mün’akis olduğu gibi ruha da melekût alemindeki hâdisat suretlerinden bazıları müntabi olur. . Ruh böylece kendisine mün’akis olan sureti, hiss-i müştereke nakleder. Kuvve-i mütehavvile, bu sureti ya olduğu halde bırakır veya ona münasip veya zıd bir şekil verir. Binaenaleyh insan uykudan uyanınca o sureti ya olduğu gibi sarih bir halde mütehayyilenin verdiği şekilde veya bir nevi rumuzât ve işârât halinde tahattur eder. Ve böyle başka bir şekil alan rüyalar tâbire, neye delâlet ettiğini tahmin ve tâyine muhtaç olur.

Bu ikinci kısım rüyalar, birer rüya-yı sahihadır. Bunlar birer idrakten ibarettir. Bu kabil rüyaların sıhhati, birçok vukuat ile bedahet mertebesine varmıştır. Bunun vukuunu inkâr etmek, insanın hakikatini adem-i takdirden neş’et eder. . . Üç misâl:

Resûl-i Ekrem (s. a. v. ) Efendimiz, ashab-ı kiramıyla beraber emniyetler içinde Mescid-i Haram’a girdiğini mübarek rüyasında görmüştü. Bu sarih ve âtiye ait bir rüya-yı sâliha idi. . . Bir sene sonra umretü’l-kazâ vesilesiyle tamamen tahakkuk etmiştir. . .

Hazret-i Yusuf (a. s. ) , on bir yıldızın güneş ile ayın kendisine secde ettiğini rüyasında görmüştü. Bu da âtiye (geleceğe) ait bir rüya-yı sâliha idi. Fakat sarih değil, remz ve işaret hâlinde bir rüya idi. Muahheren on bir kardeşiyle beraber baba ve anasının kendisine karşı secde-i şükranda bulunmaları suretiyle taayyün etmişti. .

Nebiyy-i Zîşân Efendimiz, bir gece kendi himayesinde bulunan Huzâa Kabilesi hakkında bir rüya görmüştü. Sabahleyin Hazret-i Aişe validemize Huzâa’nın bir hadise karşısında kaldığını haber verdi. Aradan birkaç saat geçmeden Huzâa kabilesi tarafından bir heyet gelerek Benî Bekir kabilesinin hücumuna uğramış olduklarını Allah’ın Resulüne arz ettiler, işte bu da, maziye ait ve çok sarîh olan bir rüya-yı sâliha bulunmuştur.

Velhasıl: Bu kabil rüyalar, Peygamber-i Zîşan hakkında birer vahy-i ilâhîdir ki, birer fecr-i sâdık gibi tahakkuk eder.

Sulehâyı ümmet hakkında ise ilhâmât ve mübeşşirâttan ma’duttur. Nitekim bir hadis-i şerifte: “Nübüvvet devresi nihayet buldu, yalnız müjdeleyici hadiseler kaldı ki, onlar da birer rüya-yı sâlihadan (doğru rüyalardan) ibarettir. ” buyurulmuştur.

Diğer bir hadis-i şerifte de:

“Nübüvvet gitti, hitâme erdi; artık benden sonra nübüvvet yoktur. Ancak mübeşşirât vardır ki, o da rüya-yı sâlihadır. Bu rüyayı ya bir insan kendi hakkında bizzat görür veya bu onun hakkında başkası tarafından görülür. ” buyurulmuştur. . .

Şunu da ilave edelim ki: Bir insan, gördüğü böyle bir rüyayı, iktidar ve istidadı var ise kendisi tâbir edebilir, başka bir zâta tâbir ettirecek, ise o zât; sâlih, âkil, adavetten hali, nâsın ve zamanın ahvaline vâkıf güzel niyete sahip olmalıdır. Çünkü rüyalar zamana ve eşhasa göre tebeddül eder ve rüyalar çok kerre tâbir edildiği veçhile zuhura gelir. Bu cihetleri nazar-ı dikkate almak lâzımdır. Nitekim bir hadis-i nebevide:

“Rüyada istikrar yoktur. O tâbir edilmedikçe bir uçar ayak üstündedir. Fakat tâbir edilince zuhura gelir. ” buyurulmuştur.

O halde rüyayı öyle herkese söylememelidir. Onu ya dosta veya tâbire vâkıf rey sahibi bulunan bir zata hikâye etmelidir.

ÖMER NASUHİ BİLMEN

(Eski Diyanet işleri Reisi)

... Muabbir

Daha fazla oku...

Muabbir

Meşhurların Rüya Tabirleri

Meşhurların Rüya Tabirleri

 

EVLİYA ÇELEBİ

Hikmet-i Hûda, seyahat ile bir çok yerleri görmeye sebep olan ben hakir ve fakir, daima kusuru çok olan seyyah, insan oğlunun kölesi siyasız evliya Derviş oğlu Mehmet Zilli daima Allah'dan yardım isteyip, Fürka-ı Kerim suresi ve Yüce Kur'an' inayetleri bereketleri ile bütün gönlümle Cenab-ı Hak' dan duada bulunarak, doğum yerimiz olan İstanbul' da evimde, yuvarlak yastığıma uyumak için yaslanmıştım. 1040 senesi Muharrem ayının Aşure gecesinde (20 Ağustos 1630), ya uyku halinde iken, gördüm ki: Yetmiş iskelesi yakınında Ahi Çelebi Camii -ki helal para ile inşa olunmuş olup, duası kabul olan eski bir camidir. Uykumda kendimi o camide gördüm. Derhal l iminin kapısı açıldı. Nurlu caminin içi baştan başa silahlı ^sker ve nurlu cemaat ile dolu idi. Sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra salavat-ı şerife okumaya başladılar. Ben hakir ise minber dibinde oturuyordum. Bu nur yüzlü cemaati hayranlıkla seyrediyordum. Hemen yanımda oturan cana bakıp: "- Sultanım! Sizler kimlerdensiniz? İsminizi Lütfediniz" dedim. Onlar "- Aşere-i Mübeşşere'den kemankeş­lerin piri Sa'd İbn Ebi Vakkas' ım" deyince, hemen mübarek ellerini öptüm. "-Ey sultanım! Bu sağ tarafta nura bürünmüş sevimli cemaat kimlerdir? " dedim. "- Onlar bütün peygam­berlerin ruhlarıdır. Geri safhadakiler evliyaların ve asfıyanm ruhlarıdır. Bunlar da sahabe-i kiram'ın, muhacirinin, ensar, sufe ehli ve Kerbela şehidlerindendir. Mihrabın sağmdakiler Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer' dir. Mihrabın solundak- iler Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali' dir. Mihrabın önündeki Hazret-i Veysel Karani'dir. Camiinin solunda, duvar dibindeki siyah örtülü kimse senin pirin Hazret-i Peygamber'in müezzi­ni Bilal - Habeşi' dir. Bu ayakta duran, cemaat saf saf süzene koyan kısa boylu adam Amr-i Ayyar' dır. İşte bu kızıl renkli elbiseler giyip sancakla gelen askerler Hazret-i Hamza ve bütün şehidlerin ruhlarıdır. " diye cami içinde bulunan bütün cemaati birer birer bana anlattı. Onların hangisine baktıysam ellerimi göğsüme koyup iyice baktım ve baktıkça can buldum. "Ey sultanım! Bu cemaatin bu camide toplanmalarının sebebi nedir?" diye sordum. Bana: "- Azak taraflarında İslam askerlerinden Tatar askerleri sıkıntıya düşmüşlerdir. Hazret-i Peygamber' in himayesinde olanlar İstanbul' a gelip, buradan Tatar Hanı'na yardıma gideriz. Şimdi Hazret-i Risalet dahi İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, on iki imam ve bizden başka aşere-i mübeşşere ile gelecekler. Sabah namazının sünneti kılı­nacak. Sonra sana "kamet getir" diye işaret buyururlar. Sende yüksek sesle kamet getir. Selamdan sonra Ayete'l Kürsi'yi oku. Bilal (Sübhanallah) desin. Sen (Elhamdülillah), Bilal (Allahu Ekber) desin, sen (Amin, amin) de. Sonra bütün cemaat hep birden tevhid ederiz. Sonra sen (Ve salli ala cemiü'l enbiya-i ve'l mürsalin ve'l hamdülillahi mübarek Rabü'l-alemin) deyip kalk. Hemen, mihrabda, Hazreti Peygamber otururken elini öp. (Şefaat ya Resülallah) de. Yardım rivaet. " diyerek, Sa'd İbni Ebi Vakkas, yanımda oturup bana öğretti. Onu gördüm ki, camii kapısından bir nur-u mübin parladı. Camii içi nur dolu iken, nur üstüne nur oldu. Bütün sahabe-i kiram, nebi'ler ve evliyaların ruhları ayakta hazır durdular. Saadetle Hazret-i Peygamber, yeşil sancağı dibinde, yüzünde örtüsü ile, elinde asası ve belinde kılıcı ile, sağında İmam-ı Hasan ve solunda İmam-ı Hüseyin olduğu halde göründü. Mübarek sağ ayak­larını (Bismillah) diyerek cami içine koydu. Mübarek yüzün­den örtüsünü açtı ve: "-Esselamü aleyke ya ümmeti" diye selam verdiler. Bütün camide bulunanlar hep bir ağızdan "-Ve aleykümü's-selam Ya Resülallah ve Ya Seyyide'l-ümen" diye selam aldılar. Hazret-i Peygamber, hemen mihraba geçip, sabah namazının iki rekat sünnetini kıldılar. Bana bir korku ve vücuduma titreme geldi. Hazret-i Peygamberin bütün görünüşüne baktım. Hilye-i Hakani'de anlatıldığı şekilde idi. Yüzündeki örtü al şal idi. Mübarek sarığı on iki kolanlı ve beyaz şaş idi. Hırka-i şerifleri sarıya yakın deve yünündendi. Boynunda sarı renkli sof şalı vardı. Mübarek ayaklarına renkli çizmeler giymişti. Mübarek başlarındaki sarığı üzerinde bir misvak sokulmuştu. Selam verdikten sonra, bana bakıp sağ ile dizine vurup: "Kamet Getir" dediler. Ben hemen sa'd İbni Ebi Vakkas'ın öğrettiği gibi segah makamında kamet getirip tekbir ettim. Hazret-i Peygamber de segah makamında hazin bir sesle Fatiha-i Şerifi ve arkasından (Ve Vehebna) asr-i şerifini okudu. Böylece bütün cemaate imamlık etti. Selam verdikten sonra ben (Ayete'l -Kürsi)' yi okudum. Sonra Bilal ile sırayla müezzinlik yaptık. Duadan sonra bir sultani tevhid oldu ki, Allah aşkı ile kendimden geçip güya uykudan uyanır gibi oldum. Uykumu kısacası, Sa'd İbn-i EbiVakkas'm öğretmesiyle görevi tamamladım. Hazret-i Peygamber, mihrab' da yanık bir sesle uzzal makaımda bir Yasin-i şerif üç İza Cae suresi ve Muvazzeteyn süresini tamamen okudu. Bilal Fatiha dedi. Hazret-i Peygamber mihrabda ayak üzere dururken, sa'd İbni Ebi Vakkas hazretleri beni elimden tutup Hazret-i Peygamberlerin huzuruna götürdü. Hz. Peygambere "sadık aşıkın, müştak ümmetin Ebliya kulun, şefaatini riva eder" dedi. Bana da : "Mübarek ellerini öp!" dedi. Ben o an ağlamaklı oldum. Hz. Peygamberin mübarek ellerine müs- tahça dudaklarımı kondurdum. Onun görünüşünden (Şefaat ya Resulallah !) diyeceğime, hemen (Seyahat Ya Resulallah) demişim. Hz. Peygamber hemen tebessüm edip (Şefaati, seya­hat ve ziyareti sıhhat ve selametle kolay eyle Ya Rabbi) diye­rek (Fatiha dediler. Bütün sahabe-i kiram Fatiha yı okudular. Ben bütün orada bulunanların mübarek ellerini öperek, hayır dualarını alıp giderdim. Kiminin mübarek eli mis gibi, kiminin anber, kiminin menekşe ve kiminin karanfil gibi kokuyordu. Amma bilhassa Hz. Peygamber' in kokusu zağferen ve kırmızı gül gibi kokuyordu. Sağ elini öptüğümde sanki pamuk gibi kemiksiz bir et idi. Bu şekilde bütün cemaatin ellerini öptüm. Hz. Peygamber, sonra yine Fatiha dedi. Bütün eshab-ı güzin yüksek sesle Sebü'l-mesani'yi okudular. Hz peygamber- mihrabdan "-Esselamu aleyküm ey kardeşler!" deyip camiden çıkıp gittiler. Hemen Sa'd hazretleri belinden ok mulifazasını çıkarıp benim belime kuşattı ve tekbir getirip: "-Yürü ok ve yay ile gaza eyle. Allah'ın muafazasmda ve emanetinde ol. Sana müjdeler olsun ki, bu toplulukta ne kadar ruhlar ile görüşüp mübarek ellerini öptünse, onların hepsini ziyaret etmen nasib olup, dünyayı gezer ve insanlar içinde tek olursun. Ama, gezip gördüğün elkeleri, kaleleri, beldeleri, nedir eserleri, her ülkenin güzel işlerini, yiyecek ve içeceklerini, toprakların eylem ve boylam derecelerini yazıp, güzel bir eser meydana getir ve ahiret oğlum ol. Hak yolunu elden bırakma. Gönül huzursuzluğundan uzak ol. Ekmek öğren ve tuz hakkını gözet. Sadık dost ol. Yaramazlarla yar olma. İyilerden iyilik. " diyerek nasihatte bulundu ve anından öpüp; Ahi Çelebi Camii'nden çıkıp gittiler. Ben şaşkın bir halde rahat uykudan uyandım. "Acaba, bu benim halim midir, yoksa olan bir şey midir, yoksa güzel bir rüyam mıdır?" düşünerek, içime bir rahatlık gelip, gönlüme neşe doldu. Sonra sabahleyin temiz bir abdest alıp, sabah namazını kıldım. İstanbul'dan Kasımpaşa tarafına geçtim. Rüya tabircisi İbrahim Efendiye gittim. Rüyamı tabir ettirdim. Bana " Cihanı süsleyen bir dünya gezip dolaşan bir seyyah olup, işin iyi bir sonuçla tamama erip, Hz. Peygamber' in şefaati ile cennete girersin" diyerek müjde verip (El- Fatiha) dedi. Oradan Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah dede' ye gittim. Ellerini öpüp rüyamı ona da tabir ettirdim. Bana "On iki imamın ellerinden öpmüşsün, dünya da himmet sahibi olursun. Aşere-i Mübaşerenin ellerinden öpmüşsün cennete girersin. Dört halifenin ellerinden öpmüşsün, dünya da bütün padişahların şerefli sohbetlerine katılıp, sevdikleri kimselerden olursun. Madem ki Hazret-i Peygamber'in temiz yüzlerini görüp mübarek ellerini öpüp, hayır duasını almışsın, iki cihanda da saadette erersin. "- Yürü, işin rast gele. El Fatiha" diyerek hayırlı duada bulundu.

YAVUZ SULTAN SELİM

Bir gece yatağımda uyuyakalmışım. Sabah namazını kıldıktan sonra hizmetlerine koştum. - Bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordular. Birkaç gecedir uykusuz kaldığım için, bu gece gaflete geldiğimi ve hizmetlerinden mahrum olduğumu özürle beyan ettim. - Şimdi, ne düş gördünc-e beyan eyle, buyurdular. - Arza kabil bir düş görmedim, diye cevap verdim. Tekrar buyurdular ki: - Bu ne sözdür? Bir geceyi tama­men uyku ile geçiresin de bir vakıa görmeyesin. Herhalde gör­müştür. Başka vadide biraz konuştuktan sonra tekrar bana dönerek: -Abes söyleme. Herhalde bu gece bir vakıa görüşmüştür. Söyle gizleme! dedi. Her ne kadar düşündümse de görmüş olabileceğim bir şey aklıma gelmedi. İşe yarar bir şey görmediğime yemin ettim. Sultan, mübarek başlarını sal­layarak hayret gösterdiler. Ben de "Sebebi ne olabilir?" diye hayret ettim. Hemen sonra Kapuağası'nm dairesine bir iş için beni gönderdiler. Oraya vardığımda gördüm ki Hazinerdar başı Mehmet Ağa, Kilercibaşı, Saray ağası ve Kapuağası Hasan Ağa adetleri üzerine otururlar. Ama kapuağası Hasan Ağa düşünceli ve şaşkın bir vaziyette başını öne eğmiş, gözleri yaşlı olarak oturuyordu. Bu zat esasında, sessiz hallerine ben­zemiyordu. Bir kimsenin vefat etmiş olduğunu zannettim. - Ağa hazretleri kalbinüz gamlı, çeşmiııüz yaşlı görünür. Sebebi ne ola? dediğimde, - Hayır bir şey yok, diye gizlemesi üzerine Hazinedarbaşı: - Kardeş, Ağa'ya bu gece bir vakıa olmuş da o uykunun sarhoşluğundadır. , dedi. Bunun üzerine: - Allah için haber verin, padişahımız elbette vakıa görmüşsündür, söyle diye bu bende şerini aciz ettiler. Herhalde zorlama asılsız değildir. İyi armağandır anlatınız dedim. Rüyayı nakletmesi için bayağı sıkıştırdık. Ağa utanma hissi ağır basan bir şahıs olduğundan anlatmaktan kaçındı ve: - Benim gibi yüzü kara günahkarın ne rüyası olur ki padişahın huzurunda anlatmaya değsin, kerem edin bana bu teklifte bulunmayın, dedi. Biz sıkıştırmaya, o da vazgeçirmek için yalvarmaya devam etti. Nihayet Mehmet Ağa: - Nice söylemezsün, bize anlattığmada buna memur olduğunu naklet­tim. Gizlenmesi ihanet olmaz mı? deyince, Ağa sırrının mührünü açıp anlattı. - Bu gece rüyamda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı çaldılar. "Ne haber var" diye ileri baktım, vardım; kapu, dışarısı göriincek fakat bir adam sığınmayacak kadar az açılmış. Taşlık, talesanlı (ucu sarkıtılmış sarıklı) nurani kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı mükemmel şahıslar. Kapının dibinde, elleri sancaklı dört nurani kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Padişah' m Aksancağı var. Bana dedi ki: - Bilir misiniz niye gelmişiz? Ben de: - Buyurun, dedim. Dedim ki: - Bu gördüğün kimseler Resulullah (s. a. v. )ın ashabıdır. Bizi Hazıct-ı kesuluiian Selim Han' a selam etti ve buyurdu ki: Kalkıp gelsün ki Haremeyn hizmeti ona buyruldu. Gördüğün dört kişiden, bu Ebu Bekr-i Sıddıyk, bu Ömerü'l Faruk, bu Osman-ı Zi'n- Nureyn' dir. Seninle konuşan ben ise, Ali bin Ebi Talib' im. Var, Selim Han' a söyle dedi ve nazarımdan galip oldular. Ben dehşetle kendimden geçip tere batmış ve sabaha kadar baygın yatıp kalmışım. Oğlanlar, teheccüd zamanında mütad üzere kalkmadığımı hastalığa yormuşlar ve sabah namazı vakti geçe­ceği zaman gelip beni uyarmak için yapmışlar, görmüşler ki suya düşmüş gibi ıslak yatarım. Elbise değiştirmek için yenilerini getirip o aralık, beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele ile kalkıp namaza yetiştim. Ama tamamen sükuna eremedim. Ağa bunları anlatırken ağlıyordu. Padişahın buyurduğu hizmet nakledi, derhal huzurlarına gittiğimde, o hizmeti sual etmeyip tekrar yeni rüyadan bahis açarak: - Şu senin bu gece sabaha dak uyuyup bir vaka görmediğin bana tuhaf gelir. Hemen şöyle hayvan gibi yatıp uyudun mu? Dedim ki: -Padişahım, vakıayı bu Hasan kulunuz (Hasan Can) görmediyse bir Hasan kulunuz (Kapıağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arz edeyim. Buyurdular ki: - Söyle görelim. . . Ben de hadisenin tamamını naklettim. Ben anlattıkça mübarek çehreleri kızarmaya başladı ve mübarek gözlerine yaş geldi. Bitirince buyurdularki: - Derd -mendin safa' yı meşrebi (Zavallının tıynetinde safiyet) var­mış, sen onu bize medhettikçe "Bir kimseyi ibadet eder görürsün hemen veli sanırsın" diye seni alaya alırdık, boşuna medhetmezmişsin. . . Ve devamla: - Biz sana demezmiyiz ki, biz bir tarafa memur olmadan (emir verilmeden) hareket etmemişizdir. Atalarımız vilayedden behre-mendler idi (velilikden nasip sahibiydiler), kerametleri vardır. İçlerinde biz onlara benzemedik . . . diyerek kendilerini küçük göstermeye çalıştılar. Arap Seferi hazırlıklarına başladılar. . .

ABRAHAM LINKOLN

Amerika'nın eski cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln, 1865 yılının 14 Nisan gecesi, gördüğü garip bir rüya ile sıçrayarak uyandı. Rüyanın verdiği sıkıntıdan şırıl sıklam teri emişti. Kalktı çamaşır değiştirdi. Bir süre kitap okudu. Tekrar uzandığında, sanki aynı rüya kendisini yatağın içinde bekliyormuş gibi rahatsızlık duydu. Tekrar uykuya dalabilme- si bir kaç saatini aldı. Sabah olduğunda rüyasını eşine ve yakınlarına anlattı. Hatta o gün kabine toplantısında bile bahs­etmek lüzumunu hissetti. Rüyasında, beyaz sarayın hizmetkar­ları telaşla koşup geliyorlar ve cumhurbaşkanının öldüğünü kendisine haber veriyorlardı. Abraham Lincoln'ün yakınları bunu hayra yorarak ömrünün uzayacağını söylediler. Aynı günün akşamı Lincoln ve karısı dostlarıyla birlikte tiyatroya gittiler. Kötü rüya Lincoln'ü manen sarsmıştı. Bir ön seziyle olacak hadiseleri hissediyormuşçasma konuşuyor, yakınlarını teskin edici telkinlerine rağmen ruhunu saran karanlıktan sıyrılamıyordu. Temsilin heyecanlı bir sahnesinde Lincln'ün oturduğu loca kapısı, yavaşça aralandı sahneden akseden ışık­la elindeki tabancası parlayan genç bir adam; içeridekilerin hareketlerine fırsat vermeden kurşunları boşalttı. Amerikanın 16. cumhurbaşkanı, beynine dolan kurşunlarla koltuğuna can­sız yığılıverdi. Henüz gördüğü rüyanın üzerinden yirmi dört saat bile geçmemişti. Böylece, rüyanın gelecekten haber veren işareti ile bir ülkenin devlet başkanı tarihe karışmış oluyordu.

ŞAİR NABİ

Şair Nabi, zamanın paşalarından birinin iltifatına mahzar olur ve beraberce hacca giderler. O devirlerde hacca deve ile gidilir. Develerin sırtına yüklenen mahmil ismi verilen, iki kişinin rahatça yolculuk edebileceği bir semer vardır. Nabi ile Paşa da böyle bir deve de yolculuk ederler. Nihayet bir seher vaktinde Medine topraklarına girerler. Nabi, Peygamberin kabrini ziyaret edeceğim diye heyecanlanır, mahmilin öbür tarafında ise Paşa yatmış uyuyor. Bu durum Nabi' yi mütessir eder. "İki cihan güneşinin bulunduğu topraklara geldik. Biraz sonra Medine şehrine gireceğiz. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?" diye düşünür ve bu heyecanla dudaklarından şu mıs­ralar dökülür. Sakın terk-i edebten kuy-ı mahbub-ı lıudadır bu Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa' dır bu. . . Nabi farkında olmayarak bu mısraları birkaç kere tekrarlar. Her tekrar edişte sesi biraz yükselir. Ve nihayet öbür tarafta uyumakta olan Padişah uyanır. - Nabi ne oldu, ne söylüyorsun, der. Nabi de:
  • Efendim, Peygamberimizin kabr-i sadetlerinin bulunduğu Medine şehrine geldik de, bazı şeyler hatırladım, bunları söyledim. Paşa da Nabi' nin heyecanına katılır. Abdest alıp yay olarak Medine sokaklarında Ravza-i Mutahhara'ya doğru yürürler. Bu esnada kulaklarına bir ses gelir. Durup dinlerler. Gelen ses Mescid-i Nebevi'nin minarelerinden yükseliyor. Sesi dikkatle dinleyince, biraz evvel Nabi' nin söylediği mısralarm müezzin tarafından okunduğu anlaşılır. İyice duygulanırlar. Paşa Nabi"ye şöyle seslenir. - Nabi bu hal nedir? Nabi de:
  • Bilmiyorum, der. Her ikisi de sükût ederler ve beraberce minarenin kapısına girerler. Müezzin minareden inmesini bek­lerler. Müezzin inince: - O söylediklerin ne idi, onları ne için söyledin, sebebi nedir, diye sorarlar. Fakat müezzin bir türlü söylemez. Ne kadar ısrar ederse de, "Söylemem, kafamı kes­seniz de söylemem!" deyince: - Ama, der Nabi, Bunları biraz önce ben söyledim. Sana kim söyledi. Bu sefer müezzinin tavrı ve şekli değişir heyecanla: - Senin ismin Nabi mi? der. Evet cevabını alınca müezzin Nabi'nin ellerine, Nabi de müzezzinin boynuna sarılır. Bu dehşetli manzarayı seyreden Paşa, dayana­mayıp: - Nereden bildin bunun isminin Nabi olduğunu, Allah aşkına söyle, der. Müezzin rüyasını anlatır. - Efendim, akşam abdestli olarak yatmıştım. Biraz evvel Peygamberimizi rüyam­da gördüm. Ya müezzin kalk yatma. Benim aşıklarımdan biri benim kabrimi ziyarete geliyor. Şu cümlerle minareden onu istikbal et, dedi. Ben de hemen kalktım. Abdest aldım. Peygamberimizin iltifatına mazhar olan aşık kimdir diye düşünerek minareye koştum.
... Muabbir

Daha fazla oku...

Muabbir

Alleme Meclisi'nin Önsözü

Şu naçiz kul Muhammed Bakır b. Muhammed Taki (Allah onları tertemiz Ehlibeyt (a. s) imamlarıyla haşretsin) birkaç ayet ve muteber hadisler neticesinde, rüya tabirleri hakkında şöyle der: Sadece inanan kadınların rüyaları tabir edilir. Takva sahibi kadınların rüyaları elbette ki diğer kadınların rüyalarından daha üstündür. Aynı şekilde cömert ve zengin kimselerin rüyaları cimri kimselerin rüyalarından daha üstündür. Nitekim Resul-i Ekrem (s. a. a) şöyle buyurmaktadır: "Cimri kimse cennete giremeyecektir. " Hallerinden şikâyetçi olan yoksul kimselerin rüyalarının da tabiri yoktur. Çünkü sürekli fakirliğin üzüntüsü içindedirler. Bazen insan rüyasında gördüğü bir şeyi gerçek hayatta da bulur. Bu tür rüyalar, etkisi çabuk görülen rüyalardır. Çocukların gördüğü rüyalara gelince; bu konuda iki görüş vardır:
  • Henüz çocukların kalpleri günahlarla kirlenmediği için gördükleri rüyalar gerçeğe yakındır.
  • Henüz yaşları küçük olduğu için gördükleri rüyanın itibarı yoktur.
Ergenlik çağına yaklaşan çocuğun gördüğü rüyalar anne-babaya tabir edilir. Gördükleri kötü rüyaların hiçbir zararı yoktur. Yahudî, içki ehli, hayızlı veya cenabetli kimselerin gördükleri rüyalar doğrudur ve tabir edilebilir. Bir rivayete göre; Hayber emirinin hanımı Hay b. Ahtab kızı Safiye, rüyasında ay ile güneşin yanı başına düştüğünü görmüştü. Uykudan uyanınca gördüğü rüyayı kocasına anlattı. Bunun üzerine kocası ona şiddetli bir tokat attı ve bu tokat yüzünden yüzü morardı. "Allah sana lanet etsin, dedi; eğer rüyan doğruysa Muhammed kaleyi zapt edip seni esir alacak ve kendisine eş yapacak!" Üç gün sonra Hayber Kalesi zapt edildi ve Safiye de Resul-i Ekrem'in (s. a. v) huzuruna çıkarıldı. Peygamberimiz (s. a. v) Safiye’nin yüzünde morarma görünce sebebini sordu. Safiye de gördüğü rüyayı Peygamberimize anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Bu, senin gördüğün rüyanın tabiriydi!" İnsanların mizaçları, karakterleri, konuşma tarzları vs. farklı olduğu gibi gördükleri rüyalar da farklıdır. İşte bu yüzden görülen rüyalar kişiden kişiye fark eder ve ona göre tabir edilir. Kan oranları yüksek olan kişiler uyumadan önce ilaç, şurup vb. şeyler görürse, bu kimselerin görmüş oldukları rüyalar aşırı kandan kaynaklanmıştır ve tabiri de yoktur. Sarılıkları fazla olan sarı benizli ve zayıf kimseler sarımsak, soğan, bakla, mercimek vb. yiyecekler yer de rüyalarında ışık, kandil, meşale vb. şeyler görürlerse rüyaları tabir edilmez. Balgamı fazla olan kimseler ayran vb. içecekler içer de rüyalarında deniz, havuz, kar, yağmur vb. şeyler görürlerse bakılır; eğer rüya gören kimse üzgünse, bu, balgamının arttığından kaynaklanıyordur ve dolayısıyla tabiri de yoktur. Aşık-maşuk ilişkileri, düşmanlık vb. nedenlerden dolayı sürekli üzgün olan veya aynı nedenlerle rüyada kendilerini iki deniz/nehir arasında gören kimselerin rüyaları da doğru değildir ve dolayısıyla tabir edilmez. ... Muabbir

Daha fazla oku...

Muabbir

Uyuma Adabı

Uyuma Adabı

Müslüman bir kimse uyumadan önce abdestli olmalı, Allah’ı zikretmekten gafil olmamalı, Peygamber'e (s. a. v) ve Ehlibeyt'ine (a. s) salâvat göndermeli, kelime-i şehadet getirmeli, sağına doğru uyumalı ve sol elini çenesinin altına koymalıdır. Daha sonra İhlas, Nas ve Felak sureleriyle Ayete'l-Kürsi, Amenerresul ayetlerini ve Kehf suresinin son ayetini okumalı, son olarak da şu duayı dile getirmelidir: اَلَّذي لا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْئي في الْأرْضِ وَ لا في السَّمآءِ وَ هُوَ السَّميعُ الْعَليمُ اللهُمَّ اِنّي اَسْئَلُكَ الْعَفْوَ وَ الْعافِيَةَ وَ الْمُعافاتِ في الدّينِ وَ الدًّنْيا وَ الْآخِرَةِ اللهُمَّ اِنّي تَوَكَّلْتُ عَلَيْكَ وَ تَفَأّلْتُ بِكِتابِكَ وَ اَسْلَمْتُ نَفْسي اِلَيْكَ تَبارَكْتَ رَبَّنا وَ تَعالَيْتَ اَنْتَ الْغَنِىُّ وَ نَحْنُ الْفَقيرُ وَ اِلَيْكَ اَسْتَغْفِرُكَ وَ اَتُوبُ اِلَيْكَ وَ رَبَّنا يا رَبِّ مِنْكَ اِلَيْكَ اللّهُمَّ اِنّي اَسْئَلُكَ يآ اللهُ اَنْ تُرِيَثي في مَنامي رُؤْياىَ صالِحَةً غَيْرَ ضآرَّةً Ellezî lâ yezurru me'asmihi şey'en fil arz ve lâ fissemâ ve huves-semîul alîm, allâhumme innî es'elukel afve vel âfiyete vel mu'âfâti fiddîni ved dunya vel âhireh, allâhumme innî tevekkeltu aleyke ve tefe'eltu bikitabik ve eslemtu nefsî ileyk, tebârekte Rabbenâ ve te'â-leyte entel ğaniyyu ve nehnul faqîr ve ileyke esteğfiruke ve etûbu ileyk ve Rabbenâ ya rabbi minke ileyk, allâhumme innî es'eluke yâ Allâhu en turiyesî fi menâmî ru'yâye sâliheten ğayra zârrah. [O öyle bir ilahtır ki ne yeryüzünde ne de gökyüzünde hiçbir şey onun ismiyle zarar veremez. O işitendir, bilendir. Allah'ım, senden dinimde, dünyamda ve ahiretimde bağışlanma afiyet ve sıhhat diliyor, sana tevekkül ediyor, kitabından hayır umuyor ve kendimi sana teslim ediyorum. Ey kutlu ve yüce Rabbimiz! Sen ihtiyaçsızsın, bizse muhtacız; senden bağışlanma diliyor, sana dönüyor ve sen(in gazabın)dan sana (sığınıyorum). Ey Allah'ım, uykumda bana zararı olmayan salih (doğru ve faydalı) rüya göster. ] Bu duayı okuduktan sonra ellerini açmalı ve kıbleye doru uyumalıdır. Uykudan uyandığında Allah’ı anmalıdır. İyi bir rüya görürse Allah’a şükretmeli ve sadaka vermelidir. Kötü bir rüya görmüşse yine sadaka vermeli ve tabirciye müracaat edip gördüğü rüyayı eksiksiz olarak anlatmalıdır. Hatırlatmak gerekir ki, rüya tabiri güneş doğduğu vakit, vakit namazları tam olarak yerine getirilmeden veya güneşin zeval vaktinde sorulmamalıdır. Ayrıca rüya deliye, cahile ve düşmana anlatılmamalıdır: "(Babası:) Yavrucuğum, dedi; rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır. " Gördüğünüz bir rüyadan korkarsanız, üç kez İhlâs suresi okuyun, sol elinize üfleyin ve şöyle söyleyin: "Ey rabbim! Sen güçlüsün, bense aciz; sen âlimsin, bense cahil ve sen her şeye gücü yetensin. Eğer gördüğüm rüya iyiyse, sen onu bana nasip eyle ve eğer kötüyse, benden uzaklaştır!" ... Muabbir

Daha fazla oku...

Muabbir

Benzer Aramalar